<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731</atom:id><lastBuildDate>Sun, 03 Jun 2012 08:27:33 +0000</lastBuildDate><category>zippo</category><category>facebook</category><category>aşk</category><category>yemekteyiz</category><category>ev</category><category>radyo</category><category>istanbul</category><category>kitap</category><category>söz</category><category>cadde</category><category>aforizma</category><category>sinema</category><category>Merak</category><category>Cola</category><category>ileti</category><category>keyif</category><category>Log</category><category>blog</category><category>Muzik</category><category>Foto</category><category>Ankara</category><category>tamamsakin</category><category>şekil</category><category>Zodiac</category><category>Müzik</category><category>Tespit</category><category>Serbest</category><category>gece</category><category>market</category><category>Bak</category><category>mum</category><category>Gölge</category><category>müz</category><category>karanlık</category><category>reklam</category><category>tv</category><category>film</category><category>Sultans of Swing</category><category>Behzat ç.</category><category>BT</category><category>Eyvah Buro</category><category>ironi</category><title>Here I go, Playing the Star Again</title><description>"Kendi dunyamin stariyim" gibisinden</description><link>http://www.labebe.co/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Buro)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>721</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-4490607146579764901</guid><pubDate>Fri, 01 Jun 2012 17:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-06-01T20:16:31.644+03:00</atom:updated><title>81</title><description>Üşengeçlik dedikleri bence bir şeyi yapmaya acele etmemek aslında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan belli etmişim zaten bu konudaki tavrımı ben. 19 Mayıs'ta bekliyormuş beni bizimkiler. Anne tarafı ilk torunlarını, baba tarafı da 8-10 yıl gibi bir aradan sonra ilk torunlarını görecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizimkilerse ilk -sonradan belli olacağı üzere de tek- çocuklarını. Heyecandan ölüyorlarmış belki de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense ilk -sonradan anlayacağım üzere tek- hayatımı göreceğim ama belli ki bende o kadar heyecan yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkmamışım dışarı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra 25 Mayıs'ta, "Babasıyla aynı gün doğar" diye beklemişler. Kim bilir belki de babam anneme "Bana dünyanın en güzel doğum günü hediyesini verdin" demeye çok heves etmişti. Etmişse kursağında kalmış hevesi, çıkmamışım o gün de. Belki de "böyle bir dünyaya gelmek istemiyorum, 30 sene sonra hali ne olur kim bilir" falan demişimdir kendi kendime küçücük aklımla (toplumsal mesaj)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bizimkilerdeki de nasıl bir yaklaşımsa, illa ki özel bir günde gelmemi beklemişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda bakmışlar olmayacak, bıraksalar Eylül'e kadar yatacağım içerde, "oğlum çık yerine yat" diyip sezaryenle doğurmuşlar beni. Ben de doğduktan sonra bana agucuk yapmaya gelen aile büyüklerimi  üstlerine çişimi yaparak selamlamış, tepkimi böyle göstermişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, neyse ki sezaryen için de özel bir tarih beklememişler zira 30 Ağustos'a falan anca doğardım o zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte. Bütün bunlar bundan 31 yıl önce yaşanmış tam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötüydü diyemem, güzeldi ama nasıl başladığını, nasıl geçip de bittiğini anlamadığımdı 30. yaşım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seferkinden biraz dahasını rica ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-4490607146579764901?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/06/81.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-9164150255591310810</guid><pubDate>Wed, 30 May 2012 20:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-30T23:30:04.035+03:00</atom:updated><title>Yandım Anam</title><description>Twitter'la ilgili bir ikilem yaşıyorum. Şöyle ki, o platform derdimi -tek seferde- anlatmaya çalışırken beni 140 karakterle sınırlandırdığı için cümleye başladığımda paragraf sonuna kadar  durmamaktan hoşlanan zihnimin daha çok çalışmasını sağlaması, kelime dağarcığımı eşeleyip uzun kelimelerin kısa muadillerini bulmaya zorlaması; derdimi kapıya çıkacak daha kısa cümlelerle anlatmaya yönlendirmesiyle benim için faydalı mı, yoksa 140 karaktere sığışacağım derken bazen içimi daraltıyor oluşuyla zararlı ( en azından yararsız) mı, karar veremiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ihtimal daha var tabi. Birinin çıkıp da "Fazla anlam yüklemişsin, deftere yazsan ne değişecek" demesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aha, Twitter'a hırsımı buradan çıkardım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-9164150255591310810?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/yandm-anam.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-6359332519806700700</guid><pubDate>Wed, 30 May 2012 20:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-30T23:26:02.954+03:00</atom:updated><title>Eh</title><description>&lt;span style="color: #222222; font-family: arial, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Elim sende gibi bazen biraz. Ya da pis yedili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal ben sana veriyorum sevgimi&lt;br /&gt;Sen seninkini bir başkasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O senden alıyor da veriyor kendininkini senden başkasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alışveriş karşılıklı olmuyor pek. Verdiğimizden alamıyoruz, yediyi itelediğimizin onu ancak diğer yanındakine çakabileceği gibi.&lt;br /&gt;Dönüp dolaşıp bize patlıyor belki bir şekilde de o yedi, kim bilir kimlerin eli değiyor o arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez de kuralı bozup sevgimizi bize kendininkini verene vermiyor da sonra "ah, sevgimi verdim" diye diğer yanımızdakine yakınıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döne döne sevgim sende oynuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="yj6qo ajU" style="background-color: rgba(255, 255, 255, 0.917969); color: #222222; cursor: pointer; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; margin: 2px 0px 0px; outline: none; padding: 10px 0px; width: 22px;"&gt;&lt;span style="line-height: 5px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-6359332519806700700?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/eh.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-1788866902128101880</guid><pubDate>Tue, 22 May 2012 09:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-22T12:42:29.153+03:00</atom:updated><title>Çiççek</title><description>Garip gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın erkeğinin toplayıp akşam eve gittiğinde sevgilisine "Sana kır çiçeği topladım" diye jest yaparken kullandığı, insanın dişisinin yüzünü güldüren çiçek sığırın erkeği/dişisi içinse bir yiyecekten ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsa olsa sığırın dişisi, erkeğini "Akşama yiyecek bir şey yok, gelirken biraz çiçek getir" diye cepten ararsa çiçek  toplayıp götürür erkek sığır ahırına ki o da pek mümkün değil galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de o yüzden sığır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-1788866902128101880?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/ciccek.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-5856947203886566043</guid><pubDate>Sat, 19 May 2012 18:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-19T21:17:59.018+03:00</atom:updated><title>2002</title><description>&lt;br /&gt;In your house&lt;br /&gt;I long to be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WGawg-GLTQA/T7fjjc9jdEI/AAAAAAAAAtM/Wv6vS3WkbRo/s1600/iuh.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="202" src="http://4.bp.blogspot.com/-WGawg-GLTQA/T7fjjc9jdEI/AAAAAAAAAtM/Wv6vS3WkbRo/s320/iuh.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-5856947203886566043?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/2002.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-WGawg-GLTQA/T7fjjc9jdEI/AAAAAAAAAtM/Wv6vS3WkbRo/s72-c/iuh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-1030702584449107677</guid><pubDate>Fri, 18 May 2012 09:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-18T12:36:01.513+03:00</atom:updated><title>Bostancı Paraşüt Okulu</title><description>Biliyor olabileceğiniz üzre apartman kapısının otomatiği bozulmuştu yakınlarda. Bundan 4-5 ay önce de bir bozulmuştu ve ben akşamları yemek yapmaya üşenmekle aşağı inip kapıda kalan yemekçi kuryesine kapıyı açmayı üşenme arasında yapmak zorunda olduğum tercihte aşağı inmeye üşenmeyi seçerek yemek yapmaya başlar olmuştum. Yemek dediğim tost falan tabi. Özel bir misafirim falan varsa da bazlama arası tost falan. Çok romantik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam yemek yapmaya iyice alışmıştım, zevk bile almaya başlıyordum ki ilahi adalet evrenin bu değişime hazır olmadığını düşünmüş olacak, kapı otomatiğimiz kendi kendine çalışmaya başladı. Yemek konusunda gaza gelip Vedat Milföy'ü davet etmeye karar vermemden korkmuş olabilir. Neticede ne kadar az Vedat, o kadar şapırtısız yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Otomatik çalışmaya başlar başlamaz yemek yapmaya üşenmek ve internetten yemek söylemeye üşenmek şeklinde güncellenen seçeneklerim arasından yemek yapmaya üşenmeyi seçerek kendimi mevcut duruma adapte ettim. Şartlara çok kolay uyum sağlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak globalleşen dünyada gün geçmiyor ki şartlar değişmesin. Kapı otomatiğimiz bir ay kadar önce tekrar bozuldu. Biraz evrene güvenerek, biraz da gamsızlığımızdan hala yaptırmadık otomatiği. Gel gör ki evrenden tık yok bu kez. Hadi yemek işine bir şekilde alışmıştık, ancak havaların kısmen düzelmesinin falan da etkisiyle eve gelen gidenin artması aşağı inip kapıyı açmaya üşenmekle "evde yokuz" demeye üşenmek arasında bir tercih yapma zorunluluğu ortaya çıkardı. Şahsen ben aşağı inmeye üşenmeyi seçtim lakin "evde yokuz" cümlesinin pek inandırıcı bir bahane olmadığını anlayınca işler zora girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, tarihteki keşifler/yenilikler ihtiyaçtan çıkarmış derler. Ben de kapıyı açmak için kendimi aşağıya asansörden daha çabuk ve zahmetsiz ulaştıracak bir yöntem arayışına girdim. Punto'nun boynuna anahtar bağlayıp apartmana kışılama fikri geldi aklıma ama Punto'nun iki kat aşağı indikten sonra kıvrılıp uyuma ihtimali bu fikrimin önüne geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yine başa düşmüştü. Kendimi aşağı ulaştırmanın yolu olarak asansör dışında aklıma gelen en pratik yöntem kendimi aşağı atmaktı ki bu da pek kullanışlı bir yöntem olmazdı. Hatta çok muhtemelen tek kullanışlı bir yöntem olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kafamda bir şimşek çaktı (yağdı yağmur, çaktı şimşek dizeleriyle başlayan bir şiirim de vardı o geldi aklıma) , neden ben aşağı inecektim ki, anahtar kendi de inebilirdi. Böylece anahtarı-yanında ben olmadan- aşağı indirmenin yollarını düşünmeye başladım. Bu tabi camdan aşağı atarak olacaktı, benim gibi bir mucit bunu çoktan düşünmüştü. Şimdi olay bu işlemin nasıl daha acısız yapılabileceğini bulmaktaydı. Acısız dediysem, anahtarın canı yanmayacak tabi ki. Ama potansiyel enerjisi(=mxgxh) yüksek (ki h=13. Kat) anahtar aşağı indiğinde iniş pisti olarak bir kafa kullanırsa o kafanın sahibinin canı cidden yanacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte, ilk denemem anahtarı kinder sürpriz yumurtadan çıkan minik dilek balonu gibi dandik bir oyuncağa sararak atmak oldu. Yöntem işe yaradı ancak oyuncak telef oldu. Aynı oyuncağın yumurtadan çıkma ihtimalinin binde bir falan olabileceğini düşününce bu yöntem geçerliliğini yitirdi. Sonuçta eve gelen her insan için 1000 sürpriz yumurta yemek hem masraflı, hem de sağlıksız olacaktı. O kadar yumurta isilik yapar mazallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci denemede ahtarı poşetlere sarıp sarmalayarak atmak oldu ki bu da istenen sonucu vermedi. Bir denemede anahtarlığım kırıldı, diğerinde anahtar yamuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü yöntemse dahiyane bir fikir şeklinde belirdi aklımda. Poşeti anahtara bir paraşüt vazifesi görecek şekilde iliştirip havaya bırakmaktı. Yöntem anahtarın yere sert düşmesi sorununu ortadan kaldırdı ancak yeni bir sorun çıkardı karşıma. Anahtar düşmüyordu. En azından istediğim yere. İlk denemede bahçedeki ağaca takıldı. Neyse ki ertesi gün soner Akut görevi üslenetek gitti de sopayla dürte dürte anahtarı yere indirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci denemede Soner'e diyafondan "dur anahtar atıyorum" dedikten sonra Soner'in "paraşüt kullanma" diye mesaj yazmak için kafasını telefona gömmesi, benimse "dur biraz uzağa atayım da ağaca takılmasın" diye düşünmem sonucu aramızda yaşanan koordinasyon eksikliği sebebiyle ve rüzgarın da etkisiyle anahtar süzüle süzüle koca caddenin karşı şeridine geçip Bostan'cı köprüsünün dibine indi. (yaklaşık 100 metre öteye) gerçi Soner kafayı telefona gömmeyip olayı izlese de bir şey değişmeyecekti, uçup anahtarı kapacak hali yok. Benim "laan lan!" diye çırpınışlarımı görüp eğlenirdi en fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü denemede paraşüt Okan'ın hüzünlü bakışlarıyla yine ağaca takıldı. Bizim Akut da yurtdışı görevde olduğundan anahtarı kurtarmaya giden de olmadı. Anahtar hala ağaçta sallanıyor muhtemelen. Yanınızda yeteri kadar uzun bir sopa varsa anahtarı ağaçtan alıp apartmanımıza girebilirsiniz. Ya da dünyayı yerinden oynatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu denemelerden sonra aklıma -kapı otomatiğini tamir ettirmek dışında- daha iyi bir yöntem gelene kadar ben üçüncüyü kullanmakta kararlıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız inişlerin daha problemsiz yaşanabilmesi için yetkililerden ricam şu: Bizim eve bir paraşüt okulu açın.Elektrikçi gönderseniz de olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-1030702584449107677?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/bostanc-parasut-okulu.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-2843845305870804885</guid><pubDate>Sun, 13 May 2012 16:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-13T19:33:48.319+03:00</atom:updated><title>Nii.</title><description>- Neden ayrıldınız?  - Kalbinin tayini başkasına çıktı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-2843845305870804885?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/nii.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-547119781491966289</guid><pubDate>Sun, 06 May 2012 20:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-05-06T23:33:39.079+03:00</atom:updated><title>Resul &amp; Aslı</title><description>Korkarım telefon numaram kötü yola düştü; "bel fıtığı", "böcek ilaçlama" konulu duvar yazılarının mezesi oldu nitekim son dört günde iki kez yeterince abuk yanlış arama diyalogları yaşadım. Özetlemek gerekirse,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B: Hanfendi bu üçüncü arayışınız, yanlış numara diyorum.&lt;br /&gt;O: Çok özür dilerim ben bu numarayı arkadaşımdan aldım, Aslı'yı arıyorum.&lt;br /&gt;B: Üç kez daha arasanız da sonuç değişmeyecek, Aslı değilim.&lt;br /&gt;O: Kimsiniz?&lt;br /&gt;B: Napacaksınız, sonuç olarak aslı değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğeri de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B: Efendim?&lt;br /&gt;O: Resul'ü aramıştım.&lt;br /&gt;B: Yanlış numara arkadaşım, Resul yok burda.&lt;br /&gt;O: Yok yanlış değil, Resul'ü aradım ben.&lt;br /&gt;B: Yanlış olmasa ben Resul olurdum, ama değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hadi, bekliyorum üçüncüyü de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-547119781491966289?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/05/resul-asl.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-6971883463685181749</guid><pubDate>Mon, 30 Apr 2012 17:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-04-30T20:43:34.092+03:00</atom:updated><title>Yogi</title><description>Yoga hakkında çeşitli çıkarımlarla tekrar karşımdayım. Karşımdayım diyorum zira bu postu yazarken karşımda bir ayna var ve haliyle aynaya baktığımda kendi karşımda kendimi görüyorum. Gönül isterdi ki karşımda beni dinlemeye hevesli genç bir güruh olsun, appas güçlü kadar olamasa da ahkam kesip soru sormaya çalışanların bir kısmını tersleyeyim falan, ama eldeki malzeme ayna şimdilik. Kendimle barışık bir insan olmam hasebiyle de karşımda olan kendimi terslemem beklenemez. Neyse. Çıkarımlarım haliyle gayet yüzeysel. Bunu belirtme gereği duymasam da yaptığım her şeyin gerekli olmadığını düşünerek belirtme gereği duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yoga -o hareketleri, sesleri falan bir kenara bırakırsak- özünde insanın kendiyle başbaşa kalıp zihnen ve bedenen rahatlaması, mutlu olması olayı; değil mi? (Değil, demeyin, postun bütün dayanağı bu cümle.)&amp;nbsp;Çok yakınımda sayıca fazla olmasalar da çevremde yoga yapan insanlar var. Gel gör ki uzaktan/yakından gözlemlediğim kadarıyla yoga yapanların büyük bölümü paçasından melankoli akan, "mutsuzum ben" diye dolanan, gülümserken gördüğümde "dur lan, galiba ben baş aşağı duruyorum" diye tereddüt etmeme sebep olan insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğim grubun dışında kalanlar da "hayat zor ama güzel. Arada bi sıçışlar oluyor ama olsun" gibisinden düşünen, mutsuz olmayan ama mutluluktan da bulutların üzerine çıkmayan insanlar.&lt;br /&gt;Onun dışında "yoga yapıyorum, mutluyum" diye havalara zıplayan, zıplamışken de iki ayağının topuğunu birbirine vurabilen insana* hiç denk gelmedim ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yogaya bok atmak değil niyetim. Aşağılamak falan zaten haddim değil de, ben bu işi anlamıyorum cidden. Bahsettiğim insan grubu yoga yapmıyor olsalar iyice mi dipte olacaklaar, yoksa yoga önce bi dibe bandırıp kötüyü gösterdikten sonra mı yukarı çekip mutlandırıyor insanları, anlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wKXi5uKfTL4/T57PAXFqpJI/AAAAAAAAAs8/AxvrgTaesKE/s1600/Boy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-wKXi5uKfTL4/T57PAXFqpJI/AAAAAAAAAs8/AxvrgTaesKE/s1600/Boy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-6971883463685181749?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/04/yogi.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wKXi5uKfTL4/T57PAXFqpJI/AAAAAAAAAs8/AxvrgTaesKE/s72-c/Boy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-2897895204131716318</guid><pubDate>Tue, 24 Apr 2012 18:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-04-24T21:13:33.607+03:00</atom:updated><title>Fly (to stay alive)</title><description>Ara ara oluyor, hepimize oluyordur, başkalarının yazdığı cümleleri okuyup onları neden daha önce yazamadığım/dillendiremediğim için kendime kızdığım. Çok alengirli cümleler de olmuyor üstelik bunlar. Aynı fikri içeren cümleleri ben de kurmuş oluyorum da aynı hissi içerenler olmuyor benim kurduklarım. Aynı hissi içerecek şekilde kurmamış oluyorum diyelim, yoksa aslında kuramayacağımdan değil.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şundan bahsediyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin."*&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şunu da ekliyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çektiğin mesaja da cevap beklemezsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Emrah Serbes&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="background-color: #cccccc; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-2897895204131716318?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/04/fly-to-stay-alive.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-8918299037759721478</guid><pubDate>Sat, 14 Apr 2012 16:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-04-15T22:34:21.944+03:00</atom:updated><title>KKS</title><description>Yıllardır aktif araç kullanıyorum (aktif araç kullanmak da nasıl bir terim, pasif kullanan sen aktif kullanırken yanında oturup "ayayay çocuk fırlayacak!", "of çok hızlı kullanıyorsun, yavaşla" diyen anne/baba/sevgili mi oluyor bu durumda, bir nevi pasif içici? hı?) ve trafikte karşılaştığım çoğu durumu tolere edip sakin kalmayı becerebiliyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tali yoldan önüme atlayanından yol verdiğimde ışığa takılmış tavşan gibi kitlenen şoförüne, adında "yaya" geçiyor diye yaya geçidinde piknik yapma hakkı olduğunu düşüneninden önüme atladığında beni durdurmak için eliyle "DUR!" işareti yapmanın yeterli olduğunu sanan fizik kuralları bihaberi yayasına kadar hemen her şeyi ağzımdan çıkan tek kelimeyle sinirlenmeden geçiştirebiliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Trafikte sinirlerime hakim olmamı sağlayan sihirli kelimeyi de açıklayayım; sığır. Sığır dediğimde karşı tarafın yaptığı hata sebebiyle oluşan sinirim uçup gidiveriyor. Gerçi genelde kendi kendime söylüyorum bu kelimeyi. Muhatabımın yüzüne bakarak söylesem sonucun yine aynı olacağının garantisini veremiyorum henüz. O yüzden siz sığır demeyi trafiğe kapalı alanda deneyin şimdilik. Ne bileyim tarlada araba sürün de önünüze gelen sığırlara "sığır" diyin, kimsenin kalbi kırılmasın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak ne yazık ki sığırın da üstesinden gelemediği bir davranış var ki o da korna. Araba kornası yani. Kornayla da kişisel bir problemim yok, o da görevini yapıyor ve basıldığında ses çıkarıyor ancak trafikte gereksiz korna kadar geren bir şey yok beni. Ki kornanın gerekli olduğunu düşündüğüm durumlar "atlama önüme, duramayıp çarparım bak" demek istediğim anlardan ibaret sadece. Onun dışındaki her kullanım küfürden beter benim için. Bana çalınsın çalınmasın farketmez, korna sesi tüylerimi diken diken ediyor, pamuk kalbimi kömür karasına çevirip közlerinde domates pişiriyor adeta. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gel gör ki memleketimin şoförü için kornanın gereklilik durumları öyle geniş bir yelpazeye dağılmış ki anlatamam. Dolmuş şoförünün kaldırımda iki saat geciken sevgilisini bekleyen ve beklemeye inatla devam eden adama ithafen bapbarabipbap (İçerenköy Carreforsa'ya gidiyo, bincen mi?) yapmasından tutun da gecenin beşinde arkadaşını eve bıraktıktan sonra sokaktan ayrılırken "baribapbap" (bak, öyle vefalıyım ki gecenin beşinde bile eve bırakıyorum seni) diye korna çalmasına kadar çok geniş bir çeşitlilik gösteriyor korna çalmaktaki amaç ve hatta korna çalarken verilen mesaj. (Cümle düşük olmuş olabilir, bilemedim) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşin kötüsü eğitimle de direk alakalı değil bu korna sevgisi. Bizim (isim vermeyeyim) bir arkadaş var mesela, okumuş etmiş adam ama 5 dakika korna çalmadan duramaz neredeyse. Önümüzde 10 arabalık bir kuyruk olsun, korna. Yan şeritteki adam sinyal verip burnunu bizim şeride biraz soksun, korna. Bir de geçenlerde ileri sürüş teknikleri eğitimine gitti paşam, orada kimin yetkisiyle ders verdiğine şaştığım hoca da "gerekli gördüğünüz her an kornaya basın" demiş. Onun da verdiği rahatlıkla bizimki Türkiye Kupası'ını alıp kutlamaya çıkmış fenerbahçe taraftarı gibi datdiri datdiri geziyor kornaya abana abana, düşün yani adamdaki coşkuyu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözün özü eğitim de üstesinden gelemiyor bu korna olayının eğer içinde bir gram dolmuşçu geni varsa. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de düşündüm taşındım, konuyla ilgili en güzel çözümün eğitimden falan değil, kontörden geçtiğine karar verdim. Artık belediye mi yapar, trafik şube mi yapar kim yapar bilmiyorum da araçların standart donanımına "kontörlü korna" eklenmesi şart koşulsun; basılan korna başına hesaptan belli bir miktar para düşülsün. Bir nevi OGS ya da KGS gibi; bu da KKS olsun. (Kontörlü korna sistemi). Tabi cin korna operatörlerinin çıkıp da "Korna Paket; 20 liraya sınırsız kornalaşma" gibisinden kampanyalar düzenlemesine de izin verilmesin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakın bakalım o zaman trafikteki kornadan kaynaklı gürültü en az %80 azalmıyor mu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Azalmazsa korna çalıp "Ben sığırım" diye bağıra bağıra 3 tur atacağım İstanbul - Ankara arası. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-8918299037759721478?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/04/kks.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-6080533193334424144</guid><pubDate>Thu, 12 Apr 2012 19:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-04-15T23:06:00.902+03:00</atom:updated><title>3 - 30</title><description>&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 100%; "&gt;Annemin bir huyu vardı, ben küçükken belli dönemlerde elimi/ayağımı kağıdın üzerine koyup etrafından kalemle geçmek suretiyle elimin/ayağımın o zamanki boyutlarını kayda alırdı. Alırmış yani, pek hatırlamıyorum ben o zamanları.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde telefonla konuşurken aklıma geldi, "göndersene onları bana" dedim. Annem de sağolsun, bir şey isteyince bin şey gönderme olayını hiç aksatmadan eskiye dair ne bulduysa &lt;span style="font-size: 100%; "&gt;göndermiş: Küçükken söylediğim ve onun bir kenara not aldığı cümleleri, hatırladığım ilk aşkımla olan fotoğrafımı, günlük yazma girişimlerimi, yerel gazeteye tekzip yazısı yayınlamaları için yazdığım mektup, çizdiğim -aslında olması gerekirken baktığında daha ziyade soyut kavramları andıran- resimler, falan filan. İyi de olmuş. Gel gör ki sadece bir tane el çizimim vardı gönderilerin arasında.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse, hepsine tek tek baktım ve karar verdim ki insanın 3.5 yaşındaki hali 30 yaşındaki halinin ipuçlarını veriyor. Herkes için veriyor mu bilmem de, benim için vermiş en azından. "İnsan 3.5'unda neyse 30'unda da o olur, ekik"&lt;span&gt; dememek için hemen ipuçlarını değerlendirmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;1. Çizim konusunda ta o zamanlar yeteneksizim. Balık diye çizdiğim balona, araba diye çizdiğim balığa benziyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;2. Yazmak o zamanlar da benim için önemliymiş. Çok sürdüremesem de günlük tutmaya heves etmiş, hiç beceremesem de şiir yazmayı denemişim. Ek ipucu: şiir yazmayı beceremeyeceğim o zamanlardan belliymiş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;3. Mühendis olacağımın sinyallerini de daha okuma yazma bilmiyorken vermişim ki hedeflerim de gayet yüksekmiş bu konuda. Amacım insanlığa hizmet miymiş, yoksa TV'de görünüp meşhur olmak mıymış, tartışılır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;4. Kurumlara çalışanlarını şikayet eden mektuplar yazmaya bayılacağım o zamanlardan belliymiş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;5. O zamanlar çapkın -o zamanlarki tabirimle "çapman"mışım. Hala öyle olup olmadığım konusunda yorum yapamıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Resmi kanıtları da ben yayınlayayım ki ileride halka malolan biri olursam biri "flaş flaş" falan diye magazin programlarına düşürmesin belgeleri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çizimlerim, ki ölsem yine para etmezler:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KXsmhXG0X9c/T4cwu71DeuI/AAAAAAAAAqo/i19y9gK_I44/s1600/%25C3%25A7izim3.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-KXsmhXG0X9c/T4cwu71DeuI/AAAAAAAAAqo/i19y9gK_I44/s200/%25C3%25A7izim3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730602633744579298" style="cursor: pointer; width: 93px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-adiIPEsxV-A/T4cwuTPBI2I/AAAAAAAAAqc/SqmL0KQAO64/s1600/%25C3%25A7izim2.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-adiIPEsxV-A/T4cwuTPBI2I/AAAAAAAAAqc/SqmL0KQAO64/s200/%25C3%25A7izim2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730602622847624034" style="cursor: pointer; width: 145px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-KHvQu1LOFTA/T4cwt3CmYDI/AAAAAAAAAqQ/Yn0p4OZVKNc/s1600/%25C3%25A7izim.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-KHvQu1LOFTA/T4cwt3CmYDI/AAAAAAAAAqQ/Yn0p4OZVKNc/s200/%25C3%25A7izim.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730602615279345714" style="cursor: pointer; width: 145px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günlüğüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9W7r-JXp0x0/T4cxo4232qI/AAAAAAAAArI/dckmEAAVmX8/s1600/g%25C3%25BCnl%25C3%25BCk.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-9W7r-JXp0x0/T4cxo4232qI/AAAAAAAAArI/dckmEAAVmX8/s200/g%25C3%25BCnl%25C3%25BCk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730603629379312290" style="cursor: pointer; width: 136px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vatana millete hayırlı evlat olma yolundaki hedeflerim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-a9KbUhO0C_4/T4cwtjz3faI/AAAAAAAAAqE/cMus1CjHHZM/s1600/araba.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-a9KbUhO0C_4/T4cwtjz3faI/AAAAAAAAAqE/cMus1CjHHZM/s200/araba.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730602610117279138" style="cursor: pointer; width: 200px; height: 60px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tekzip yazısı istemim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vGvKgqW2A6E/T4cxpCxs4-I/AAAAAAAAArY/W6zS158Zae4/s1600/tekzip.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-vGvKgqW2A6E/T4cxpCxs4-I/AAAAAAAAArY/W6zS158Zae4/s200/tekzip.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730603632041976802" style="cursor: pointer; width: 156px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Hızımı alamamış hafif tehdit de etmişim)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wCthmowXhrw/T4sp-Kw4L8I/AAAAAAAAAsw/gMc5juChXmI/s1600/tekzipek.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-wCthmowXhrw/T4sp-Kw4L8I/AAAAAAAAAsw/gMc5juChXmI/s200/tekzipek.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5731721098777079746" style="cursor: pointer; width: 179px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çapkınlık niyetimi belli edişlerim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1xZ52c8i66w/T4cxp1gXWeI/AAAAAAAAArs/o3FF7e5wNlA/s1600/tv.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 81px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-1xZ52c8i66w/T4cxp1gXWeI/AAAAAAAAArs/o3FF7e5wNlA/s200/tv.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730603645659470306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk aşkım?: (Aslı bu arada adı)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-bQGw4tFdL-o/T4c1oYnha-I/AAAAAAAAAr8/95MgsgPXMYc/s200/008.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730608018771504098" style="cursor: pointer; width: 200px; height: 154px; " /&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Muhtemelen ilk şiirim. İçimizdeki takım aşkı bambaşka:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-j08bOtZap2c/T4cwvUevhRI/AAAAAAAAAq0/VG6-JOwEvNo/s1600/%25C5%259Fiir.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-j08bOtZap2c/T4cwvUevhRI/AAAAAAAAAq0/VG6-JOwEvNo/s200/%25C5%259Fiir.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730602640361882898" style="cursor: pointer; width: 140px; height: 200px; " /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu da muhabbetin açılmasının müsebbibi el grafim:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JY2LHxL4kgA/T4cxob_dfHI/AAAAAAAAArA/BJgFncC-A0o/s1600/ayak.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 145px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-JY2LHxL4kgA/T4cxob_dfHI/AAAAAAAAArA/BJgFncC-A0o/s200/ayak.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5730603621630704754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-6080533193334424144?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/04/3-30.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-KXsmhXG0X9c/T4cwu71DeuI/AAAAAAAAAqo/i19y9gK_I44/s72-c/%25C3%25A7izim3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-1894888810351515586</guid><pubDate>Tue, 06 Mar 2012 18:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-03-06T21:01:42.478+02:00</atom:updated><title>Başlığı Unuttum</title><description>Genelleme yapmayı sevmediğimi yeri geldiğinde ısrarla belirtiyor olmama rağmen sanırım ben baya genelleme yapıyorum. Çünkü galiba ben genelleme olayını baştan beri yanlış anlıyorum. Ya da doğru anlıyorum da şu an yanlış anladığımı sanıyorum, emin değilim. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela, "Yeşil adidas eşofman altı giyen kadınların geneli tombik" gibi bir cümle kursam bence ben genellemiş olmuyorum söz konusu kadınları. Yeşil eşofman giyenlerin bir kısmının tombik olmaması gibi bir pay bırakıyorum ki o da genelleme yapmıyor olmak için yeterli. Bence.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama, yine mesela, "Yeşil tayt giyen erkeklerin hepsi elf" gibisinden bir cümle kurarsam sonuna kadar genellemiş oluyorum. Yeşil tayt giyen erkeklerin hepsini bir kalıba, ki o da elf, sokmuş oluyorum. Asıl genelleme bu bence. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Değil mi yoksa. Genelleme olayını yanlış mı algılıyorum?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-1894888810351515586?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/03/genelleme-yapmay-sevmedigimi-yeri.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-2355252691531163979</guid><pubDate>Tue, 28 Feb 2012 19:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-28T21:57:19.722+02:00</atom:updated><title>Avsk</title><description>Vesikalık çektirmeden önce ayna karşısında saçlarımı biraz düzeltmeye çalışırken &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Beyfendi, biraz çabuk olur musunuz, acelem var da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dedi fotoğrafçı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arkadaşım, dedim. Sen acele vesikalık olayını çok yanlış anlamışsın. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-2355252691531163979?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/02/avsk.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-4053005443601840213</guid><pubDate>Wed, 22 Feb 2012 23:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-23T01:40:44.284+02:00</atom:updated><title>2 2</title><description>&lt;span &gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Oha, ben bu şarkıyı yeni farkettim de bayıldım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;Neyse ki "incecikti" temalı postumu yazdığım zamanlar bilmiyormuşum, yazarken durum daha da koyardı muhtemelen. Ya da hiç yazmazdım, zaten yazılmış diye. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span &gt;&lt;iframe width="210" height="157" src="http://www.youtube.com/embed/urBewJ4V12Y" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-4053005443601840213?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/02/2-2.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/urBewJ4V12Y/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-5941868735749613404</guid><pubDate>Wed, 22 Feb 2012 23:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-23T01:25:27.733+02:00</atom:updated><title>İlk</title><description>&lt;span &gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Başladıktan sonra -artık maymun iştahlı oluşumdan mı, üşengeçliğe yenildiğimden mi bilemiyorum- yarım bıraktığım şeylere devam etseydim bugün o şeylerde ne kadar ilerlemiş olacağım geliyor aklıma ara ara. Geldikçe de canım sıkılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;"Yüksek mühendis olacağım" idealiye başladığım yüksek lisans eğitimimi ilk dönemin sonunda bırakmasaydım, şimdiye bilmem kaç yıllık yüksek mühendis olabilirdim mesela. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;Ya da hobi olarak başladığım açıköğretimi yine ilk dönem sonunda bırakmasaydım çoktan ikinci bir diplomam olurdu şimdiye. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;İtalyanca öğrenmeyi ilk (evet, yine ilk) kur sonunda bırakmasaydım, Lasciate Mi Cantare dinlerken ne anlama geldiğini anlayabilecek seviyeye gelirdim şimdiye. Evet, ben günde bir kez o şarkıyı dinlemeden uyuyamam. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;3 yıl önce tekrar başlamaya karar verip de başladığım sporu ilk/2 yıl (ilkten vazgeçmemek adına) sonunda bırakmamış olsaydım şimdiye kadar bayramda gelen ziyaretçilere ikram edecek kadar baklavam olmazdı ama kendime kadar olurdu en azından. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia, serif; line-height: normal; font-size: 100%; "&gt;Heves ettiklerimde "ilk" periyodunu atlatmam gerekli sanırım.&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-5941868735749613404?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/02/ilk.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-1760318316032371357</guid><pubDate>Sat, 11 Feb 2012 14:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-11T18:33:15.368+02:00</atom:updated><title>Kel</title><description>Telini sıcak sudan soğuk suya sokmamak gibi jestler yaparak belli edemiyor olsam da saçlarım kendimi bildim bileli benim için önemlidir. Hayal mayal hatırlarım, daha okula başlamamışken, annem de çalıştığı için sabahları babaannemlerde takıldığım zamanlarda dedem beni berberine götürmüştü de saçlarımı kısacık kestirmişti. Benim için hava hoştu da annem çok üzülmüştü gördüğünde, "Upuzun yumuşacık saçların gitti. Bir daha böyle çıkmazlar" diye. Sanırım annemin bu kadar üzüldüğünü görmek bilinçaltıma saçın çok önemli bir şey olduğunu işledi o zamanlar. (Gördüğünüz gibi şimdiki davranışlarımın kaynağını çocukluğuma inmek suretiyle bulacak kadar da sosyal bilimler yanlısı bir insanım.)&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlkokulda kavga ederken saçımdan çekecekler diye de çok korkardım ayrıca. Sanki çektikleri an saçlarım çekenin elinde kalacakmış gibi gelirdi. Ortaokulda saçlarımı şekle sokabilmek için ne mesailer yaptığımı da bir ben bilirim. Ha bir de babam bilir, "Dökülecekler!" der dururdu. (Oha ayrıca, saç dökülmesiyle ilgili iğrenç bir video da yapmıştım buhran zamanlarımdan birinde, şimdi geldi aklıma). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lisede de durum aynen devam ettikten sonra üniversite kısacık saçın üşengeç bünyeye faydalarıyla tanıştım ve insanları da çaktırmadan bana kısa saçın ne kadar yakıştığına ikna ettim. Neşe de benim yaptığımı yapabilse saçlarını kısacık keserdi de kepek sorunu falan kalmazdı bak. Gerçi kısa saçta da kepek olur. Olsun.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hal böyle olunca saç kesimi konusunda da çok hassas oldum. Bir süre dedemin bilinçaltımı alt üst eden berberine gitmeye devam ettim. Sonra baktım kendisi ben ilkokuldayken pörtleyen "amerikan traş" stilini "eşek traşı" olarak yorumlayıp o şekilde kesmemeye inat ediyor, yollarımızı üzülerek ayırıp saçlarımı babamın berberinin çırağına emanet ettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu bahsettiğim nerden baksan 20 yıldan uzun zaman önceydi. Boy uzatmak maksadıyla berber koltuğunun üzerine yerleştirilen tahta aparata oturarak başladım Sonra o bir hikaye anlattı ve ben büyüdüm; çıraksa önce kalfa, sonra usta, sonra da jedi oldu. Jedi olmadı tamam, jokey oldu. Atlar adamın hobisiyse ben napayım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ankara'da okurken tanımadığım adama saç kestirmeme konusundaki inadım sonucunda saçlarımı kendim kesmeye başladım. Yılda 3-4 kez ailemi ziyaret ettiğimde jokey berberime de uğrayıp saçlarımı düzelttiriyor, düzelttirirken de onun yıllardır değişmeyen at ve "Güven nerelerde, görünmüyor?" muhabbetini dinliyorum. (En yakın arkadaşlarınla aynı berbere gidersen bu kaçınılmaz bir muhabbet.) Ancak neredeyse 20 yıldır, "oh süper oldu" diye çıktığımı hatırlamıyorum berberimden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse işte, askerde mecburen iki kez saçımı kestirdiğim asker berberi de sayarsak 30 yıldır saçımı kesen topu topu üç berber.Hayır "berber değdirmesi" gibi bir olaydan korkuyor falan da değilim (yine de değdirmesinler tabi) ama saçlarımı başkalarına neden emanet edemiyorum bilmiyorum. Aslında ben de haklıyım, "Kellik genetik, babamın da fırça gibi saçları var, oh oh." diye gezinirken "Dayıların kel mi?" sorusuyla muhatap olup iki kel dayımı gözümün önüne getirdiğim günden beri kel olacağıma ikna olmuş bir insanım. Bari 3 tel saçım mümkün olduğunca şefkat görsünler istiyorum belki de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gel gör ki şartlar gereği en iyisinin kendi kendime kesmek olduğuna karar verdiğim saçlarımı kesmeye çok üşendim bundan üç ay kadar önce. Saçlar biraz uzayınca aldığım "Bebişim, sana uzun saç da yakışıyormuş ya." tepkilerini de üşengeçliğimin verdiği vicdan sızısını dindirmek için kullanınca benim saçlar aldı başını gitti. Favoriler ben diyeyim İngiliz lordu, sen de Americo Vespuci (neden bu örneği verdim bilmiyorum) kıvamına gelmek üzereydi. Ense desen, 3. amatör kümeden çıkamadan jübilesini yapmış futbolcu saçı gibi olacaktı azıcık daha bekleseydim. Sabahları saç kurutmaya ayırdığım 10 dakikalık işkence periyodu da işin içine girince artık "Uzun saçlarının hastasıyım" telkinleri de beni rahatlatmaya yetmemeye, uzun sırma saçlarım beni rahatsız etmeye başladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu gelişmelerin sonucu olarak dün işten çıkıp bakkala giderken (arada küçük esnafa destek adına dandik süpermarketler yerine bakkaldan alışveriş yapıyorum) gözüme takılan berber dükkanının önünde durdum, birilerinin referansıyla berbere gitmeyi bırak, 3 berber dışında saçını kestirmemiş biri olarak hiç tanımadığım bir berberin koltuğuna oturup saçlarımı ona emanet ettim. Bir ara berberle aynadan göz göze geldiğimizde "Biliyor musun, sen dördüncüsün" diyip içimde kopan duygusal fırtınayı onunla paylaşmak istedim ama sonrasında yaşanacak bir "değdirme" ihtimali beni ürküttü. Duygularımı içime hapsettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten berberin traş sonrası "çok saç çıktı ya" lafı da kendisinin olaya ne kadar duygusuz yaklaştığını gösterdi. "İyi ki açık etmemişim duygularımı" dedim içimden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak, kendi kestiğim zamanlardaki gibi kısacık değil saçlarım. Kesmediğim zamanlardaki gibi papaz kıvamında da değil. Şimdilik bana boynuyla S drift'i yapan Tayfun saçı gibi hissediyorum ama olsun. Şu da annemin aklına geldikçe dile getirdiği bebeklik saçlarım. Hakikaten de bir daha öyle çıkmadılar.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RJqBbo0ER8s/TzaGyQ0znhI/AAAAAAAAApU/WlT_Tgmc7OQ/s1600/kucukburo.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 232px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-RJqBbo0ER8s/TzaGyQ0znhI/AAAAAAAAApU/WlT_Tgmc7OQ/s320/kucukburo.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707897775806717458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-1760318316032371357?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/02/kel.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-RJqBbo0ER8s/TzaGyQ0znhI/AAAAAAAAApU/WlT_Tgmc7OQ/s72-c/kucukburo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-7158704620593372248</guid><pubDate>Tue, 07 Feb 2012 21:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-08T00:25:44.179+02:00</atom:updated><title>TG</title><description>&lt;div&gt;Bugün sağolsun Erdem dedi ki, "Abi hadi sana basit bir kokteyl yapayım".&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne iş çıkaracaksın, diye sordum ben de haliyle. Bilindik bir şey aslında, bira bardağına votka dolu shot bardağını ters tepiştirdikten sonra bira bardağını birayla doldurup karışımı fondip suretiyle içmekten ibaretti olay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi, dedim ben de. Yap madem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey iyi güzeldi de, o limon diliminin bira içinde ne işi vardı. Zira fondip yaparken yer çekimine biranın büyük bir kısmından daha kısa sürede teslim olan limon dilimi biranın içeri akması gereken deliği (ağzımı lan, ağzımı) tıkadı. Bira da optimum debiyi tutturamadı haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzımda biriken bira ve limon sebebiyle tam "Hah, demek boğularak ölecekmişim" diye düşünmeye başlamışken "Dur, bira içerken yılan bile dokunmaz" diye düşünme nezaketinde bulunmayan shot bardağı da kendini yer çekiminin kollarına bıraktı ki bu sayede burnumun ortasına doğru inişe geçerken gözümün önünden geçen film şeridini HD kalitesine yükseltti sağolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kokteylin- adını Tersten Görmek" koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burnum da hala hafif sızlıyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5AyAC1I9MP4/TzGkr4-e40I/AAAAAAAAApI/5tToHGVhl3k/s1600/tg.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-5AyAC1I9MP4/TzGkr4-e40I/AAAAAAAAApI/5tToHGVhl3k/s320/tg.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5706523276790915906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-7158704620593372248?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2012/02/tg.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-5AyAC1I9MP4/TzGkr4-e40I/AAAAAAAAApI/5tToHGVhl3k/s72-c/tg.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-7657682819489951512</guid><pubDate>Fri, 30 Dec 2011 19:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-30T21:35:39.678+02:00</atom:updated><title>God</title><description>Üniversite yıllarımda edindiğim arkadaşlarımla dönen muhabbetlerin bir çoğu sırasında "&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Good old days&lt;/span&gt;" cümlesi geçiyor aklımdan. Evet, İngilizce hali geçiyor. Neden ben de bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yıl sonra da bugün için &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Good old days&lt;/span&gt; diyeceğim muhtemelen. Derken üzülmeyeyim diye tadını çıkarıyorum o yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki &lt;span style="font-style:italic;"&gt;good old days&lt;/span&gt; videosu da şunlar olsun madem. On yıl sonrası için bir &lt;span style="font-style:italic;"&gt;good old days&lt;/span&gt; fotoğrafı da şu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="210" height="160" src="http://www.youtube.com/embed/lDK9QqIzhwk" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="210" height="160" src="http://www.youtube.com/embed/GOJk0HW_hJw" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-aB5NreFZ4io/Tv4ScqemdJI/AAAAAAAAAok/9x6vsb9RhVc/s1600/pb.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-aB5NreFZ4io/Tv4ScqemdJI/AAAAAAAAAok/9x6vsb9RhVc/s200/pb.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692007262691161234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-7657682819489951512?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/god.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/lDK9QqIzhwk/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-5983880332299750389</guid><pubDate>Fri, 30 Dec 2011 18:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-30T20:02:56.451+02:00</atom:updated><title>iaşe</title><description>B: Oha Secret Circle'daki abla ne kadar tatlıymış.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;B: Yok ya, o kadar da tatlı değilmiş.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;B: Kızım iyi ki ilk görüşte aşk diye bir şey yok, olsa bana baya sıkıntı olacaktı muhtemelen. &lt;br /&gt;N: Kaz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-5983880332299750389?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/iase.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-4071688434380833191</guid><pubDate>Wed, 28 Dec 2011 02:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-28T04:22:09.777+02:00</atom:updated><title>Aus</title><description>A: Ahmet usta kim?&lt;br /&gt;B: Usta bir Ahmet olmalı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-4071688434380833191?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/aus.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-3302451027789269863</guid><pubDate>Tue, 27 Dec 2011 13:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-27T15:27:15.108+02:00</atom:updated><title>Ben tuttum</title><description>Pazar günü aynı anda meylettiğimiz taksinin kapısında burun buruna geldiğim kadınla şu diyaloğu yaşadık;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Ya ama biz de taksiye binecektik.&lt;br /&gt;B: Ama önce ben tuttum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuttum derken de gözümle işaret ediyorum kavramış olduğum kapı kolunu, salak gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Doğru, siz tutmuşsunuz" dedi de gitti sonra kadın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kinaye mi yaptı, anlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusura bakmasın, kibarlık yapacak yerlerim üşüyordu o soğukta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-3302451027789269863?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/ben-tuttum.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-5036187437764696364</guid><pubDate>Mon, 19 Dec 2011 16:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-19T19:20:54.106+02:00</atom:updated><title>Yedisiz Bond</title><description>İşim Gereği Çin'le ve haliyle Çinliler'le her gün iletişim halindeyim beş yıldan uzun süredir. Her ülkenin olduğu gibi bu ülkenin ve vatandaşlarının da farklı farklı adetleri var, onlara pek girmeyeyim. En çok karşıma çıkan adetleri ise hemen her Çinli'nin batılı bir ad-soyad kombinasyonu seçmesi ve karşısındaki muhataplarına karşı bu ismi kullanması. Bunun sebebi sanırım Çinliler'in latin alfabesinde Wu, Du, Hu, Kiaaaa!, Vadaaaa! gibi kelimelere karşılık gelen isimlere sahip olmaları. (Son iki isme inanacak kadar bana güvenen biri varsa çıksın, öpeceğim. Alnından). Bir çok insan tarafından isim olarak akılda tutulamayacak isimleri yerine daha aşina isimler seçiyorlar akılda kalmak adına benim anladığım kadarıyla. David, Tony, Landy, Maggie, vs. Muhataplarımın isimleri hep böyle. Çoğunun soyadları da isimleriyle uyum içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarıysa akılda kalma olayında çok daha kestirme yöntemler kullanıyor ve kendilerine celebrity isimleri seçiyor. Bugün mesela, fuarlardan, ziyaretlerden gelen katalog/kartvizit arşivi içinde dolanırken elime geçen bir kartviziti tam benimle hiç alakası olmadığı için bir kenara atıyordum ki gözüm kart üzerindeki isme ilişti. Kartvizit adeta "Merhaba" diyordu bana. Sonra da devam ediyordu, "My name is Bond. James Bond" Merhaba kısmını neden Türkçe söylediğini anlayamadım gerçi, ama olsun. Firma adı da "007 midir acep?" diye düşünüp bir bakındım ama değilmiş ne yazık ki. Arkadaşın tek kusuru, James Bond karizmasına kökten aykırı tasarım ve kalitede bir kartvizite sahip olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilk de değil hem. Söz konusu adet sayesinde Thom Yorke ile karşılıklı kahve içmişliğim, Lucy Liu ile görüşüp kendisinden imza (imzaladığı faturaydı ama olsun) almışlığım var. Ortamda "Thom Yorke da sürekli beni arayıp bir şeyler soruyor, illa sipariş falan istiyor yeaa" diye hava yapsam yalandan karnım ağrımaz resmen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thom'un cebi var bende gençler, isteyene vereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-BepKkwicGUU/Tu9yNL-WJaI/AAAAAAAAAoM/btULhrSOTkw/s1600/foto%25C4%259Fraf%2B%252814%2529.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-BepKkwicGUU/Tu9yNL-WJaI/AAAAAAAAAoM/btULhrSOTkw/s320/foto%25C4%259Fraf%2B%252814%2529.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687890425270379938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-5036187437764696364?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/yedisiz-bond.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-BepKkwicGUU/Tu9yNL-WJaI/AAAAAAAAAoM/btULhrSOTkw/s72-c/foto%25C4%259Fraf%2B%252814%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-7743591089032292776</guid><pubDate>Sat, 17 Dec 2011 09:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-17T15:02:39.589+02:00</atom:updated><title>Uyanabilsem</title><description>30 yaşında -orta boy bir- kazık kadar olmama rağmen ebeveynin  (bu zaten anne ve baba olmak üzere çoğul bir kelimeymiş)  liseli ergen çocuğuna yapacağı  "gece yatmak bilmiyorsun sabah kalkmak bilmiyorsun" serzenişlerine maruz kalabilecek kadar gece oturması sevdalısı bir adamım.  Neyse ki yıllardır ailemden uzak yaşıyorum da böyle şikayetlerle karşılaşmıyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabahları hakikaten sancılı bir süreç sonunda uyanabiliyorum. Gerçi bu süreçte sancıyı benden ziyade yakınımdakiler çekiyor ama olsun. Onlara da yazık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annem mesela, 1.5 yıl öncesine kadar sabahları arayıp uyandırmaya çabalardı beni, saat alarmını duymayacağımdan gayet emin olduğu için. Ama işte, koynundaki saatin alarmını duymayan bünye 35 cevapsız arama birikene kadar cıyır cıyır çalan telefonu da duymuyordu genelde. Neyse ki telefonu ve saati, hatta  bir polis operasyonu sırasında (operasyon bizim eve yapılmadı tabi) camımın önünde tüneyen helikopteri bile duymamamın sebebinin beynimin gece yatarken "oh, oh, ninni niyetine" diyerek kapamadığım ve bütün gece açık tuttuğum televizyona verdiği bir nevi tepki olduğunu anladım da televizyonu uyku moduna alıp televizyonumun ben ninni niyetine garip programları dinleyerek uyuyakaldıktan sonra kapanmasına izin veriyorum son 1.5 yıldır falan. Artık en azından saati duyabiliyorum da beni arama zorunluluğu hissetmeyen annemin sancısı hafifliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saati duyabiliyorum dediysek olayı fazla büyütmeyelim, çünkü sadece duymakla kalıyorum çoğu zaman. Öyle saati duyar duymaz ortopedik yatak reklamı oyuncusu gibi yüzümde bir gülümsemeyle yataktan fırladığım pek vaki değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonunda, yirmi küsur yıllık birikimimin bir sonucu olarak geliştirdiğim "kademeli uyanma" sistemini uygulamaya başladığımdan beriyse sancı çekme sırası ev arkadaşlarıma geçti. Çünkü sistemin gereği olarak saati (bugün saydım) ilki 6:30'da olmak üzere, çeşitli (ve hangi mantığa dayandırarak ayarladığımı bilmediğim) zaman aralıklarıyla serpiştirdiğim sekiz adet alarmla donattım. Uyanmam gereken saat ise 8:00 . Sekiz alarmı  bir de her alarmı çağın mucizesi "snooze" fonksiyonu ile en az bir kez tekrarlattığımı da hesaba katarsak 1.5 saatlik süreçte 16 kez alarm çalıyor. Her alarma da farklı bir melodi atıyorum ki bünye bir alarm melodisine alışır da sesi es geçerse diğer tonlardan kurtaralım durumu. Hal böyle olunca da sabah benim oda ve havalisi çok sesli alarm korosunun  perfotmans sergilediği bir ortam haline geliyor. Zaten sanata ve -saat alarmı olsa bile- sanatçıya saygılıyım, o yüzden benim için sorun yok.  Ama dediğim gibi, olan ev arkadaşlarının uykusuna oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem ev arkadaşlarımı düşündüğümden, hem aklım sürekli iyileştirme yönünde fikir geliştirmek için çalıştığından (endüstri mühendisiyim ben ya!), biraz da sığırlığımdan "daha az alarmla nasıl uyanılır" konulu deneysel çalışmalarım sırasında alarmın melodisine "uyusun da büyüsün, tıpış tıpış yürüsün" isimli güzide ve anonim ninnimizi atamaya karar verdim bir ara.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böylece bilinçaltım sabah kendisine ninni yoluyla diretilen uyuma eylemine karşı tepkisini koyacak, uyumak istiyor olsam da beni uyanmaya zorlayacaktı. Çocukken öyle olurdu çünkü, beni ne zaman ninniyle uyutmaya çalışsalar uyumamak için direnirdim. Ama yemedi. Ya da bilinçaltım üste çıkamadı, bilmiyorum. O gün işe 1.5 saat geç gitmiştim, onu hatırlarım bi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak şu an için en etkilisi kademeli uyanma yöntemi. Evdekiler de sabah şenlensin biraz, napayım artık.&lt;/div&gt;&lt;div    style="  font-weight: bold; line-height: 24px; -webkit-tap-highlight-color: rgba(26, 26, 26, 0.292969); -webkit-composition-fill-color: rgba(130, 98, 83, 0.0898438); -webkit-composition-frame- -webkit-text-size-adjust: auto; font-family:Noteworthy;font-size:18px;color:rgba(191, 107, 82, 0.496094);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="-webkit-tap-highlight-color: rgba(26, 26, 26, 0.292969); -webkit-composition-fill- color:rgba(130, 98, 83, 0.0898438);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-7743591089032292776?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/12/uyanabilsem.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-1519280392952572731.post-5985301652228389102</guid><pubDate>Sat, 26 Nov 2011 23:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-27T01:03:04.400+02:00</atom:updated><title>Atp</title><description>S: Nescafe'nin türk kahvesini sen mi aldın.&lt;div&gt;B: Evet ya, merakımdan aldım geçen hafta.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;S: Tadı nasıl peki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;B: Bilmem, denemedim daha.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1519280392952572731-5985301652228389102?l=www.labebe.co' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.labebe.co/2011/11/atp.html</link><author>noreply@blogger.com (Buro)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>
